İçinizdeki Ses Size Nasıl Davranıyor?

Bir işi yetiştiremediğinizde, yanlış bir karar verdiğinizde ya da birinin beklentisini karşılayamadığınızda zihninizde hangi cümle beliriyor?
“Yine beceremedim.”“Daha iyisini yapmalıydım.”“İnsanları hayal kırıklığına uğratıyorum.”
Bu cümleler bazen o kadar tanıdıktır ki onları sorgulamadan doğru kabul ederiz. Oysa kendimiz hakkında düşündüğümüz her şey, gerçeğin tamamını anlatmaz. Bir hata, bir gün ya da bir kişinin tepkisi bütün kimliğimizi açıklayamaz.
Kendimizden beklediklerimiz
Sorumluluk sahibi olmak, emek vermek ve yaptığımız işi iyi yapmak istemek değerlidir. Ancak beklentilerimiz, yorulmaya ve hata yapmaya hiç alan bırakmadığında kendimizle konuşma biçimimiz sertleşebilir.
Örneğin yoğun bir günün ardından planladığınız bir işi tamamlayamadığınızı düşünün. “Bugün zamanımı nasıl kullandım, yarın neyi değiştirebilirim?” diye sormakla “Ben zaten disiplinsizim” demek arasında önemli bir fark vardır. İlk cümle belirli bir duruma bakar. İkincisi, o durumdan hareketle bütün kişiliğiniz hakkında hüküm verir.
Öz şefkate yer açmak, bu hükmü fark etmekle başlayabilir.
İçinizdeki eleştirmeni fark etmek
Kendinize sert davrandığınız anlarda şu soruları sorabilirsiniz:
Şu an yaşanan olayı mı değerlendiriyorum, kendimi mi etiketliyorum?
Kontrolümde olmayan koşulları hesaba katıyor muyum?
Kendimden beklediğim şeyi aynı şartlardaki bir başkasından da bekler miydim?
Bu soruların amacı kendinizi haklı çıkarmak değildir. Yaşadığınız durumu daha adil değerlendirmektir.
Belki gerçekten bir işi ertelediniz. Belki de aynı gün birçok sorumluluğu taşıdınız ve zamanınız yetmedi. Bazen ikisi birden doğrudur. Kendinizi anlamak, bu ayrıntılara bakmayı gerektirir.
Daha gerçekçi bir iç konuşma mümkün
Kendinize söylediğiniz cümleyi bir anda sevgi dolu bir ifadeye çevirmek size yapay gelebilir. Böyle anlarda daha sade, somut ve inanabileceğiniz bir cümle seçebilirsiniz.
“Her şeyi mahvettim” yerine:“İstediğim gibi gitmeyen bir şey oldu. Şimdi neyi düzeltebileceğime bakabilirim.”
“Hiçbir şeye yetişemiyorum” yerine:“Şu an üzerimde çok iş var. Öncelik belirlemem gerekiyor.”
“Böyle hissetmemeliyim” yerine:“Şu an böyle hissediyorum. Bu duygunun bana ne anlattığını anlamaya çalışabilirim.”
Burada amaç kendinizi sürekli iyi hissettirmek değildir. Kendinizle konuşurken gerçeğe, koşullara ve ihtiyaçlarınıza da yer vermektir.
Başarılar kadar çabayı da görmek
Günün sonunda çoğu zaman tamamlanmayan işler dikkatimizi çeker. Yanıtlanmayan bir mesaj, ertelenen bir görev veya yarım kalan bir plan zihnimizde yer tutar.
Peki o gün gösterdiğiniz çaba?
Zor bir konuşmayı yaptınız mı? Yorulmanıza rağmen bir sorumluluğu yerine getirdiniz mi? Bir ihtiyacınızı dile getirdiniz mi? Belki de ilk kez bir şeye “hayır” dediniz.
Kendinizi değerlendirirken bunları da hesaba katabilirsiniz. Sonuçların yanında emeğinizi görmek, eksikleri değerlendirmeye engel değildir.
Bugün için küçük bir deneme
Bugün kendinize sert bir cümle söylediğinizi fark ettiğinizde onu bir yere yazın. Ardından aynı durumu, kendinizi etiketlemeden yeniden anlatın.
Örneğin:
“Çok başarısızım.”“Bu görüşme beklediğim gibi geçmedi. Bir sonraki görüşmeye nasıl hazırlanacağımı düşünebilirim.”
Sonra kendinize şu soruyu sorun:
“Bu durumda atabileceğim, bana yardımcı olacak en küçük adım ne?”
Bazen cevap bir işi yeniden denemektir. Bazen dinlenmek, yardım istemek ya da beklentiyi yeniden düzenlemektir.
Kendimizle kurduğumuz ilişki, günlük hayatın içindeki bu küçük anlarda şekillenir. Hata yaptığımızda da yorulduğumuzda da kendimizi dinlemeye değeriz.
Psikolog Elif Terzioğlu
Özel Milenyum Psikoloji Aile Danışma Merkezi




Yorumlar